Bunu da reklama nasıl bağladınız acaba diye merak ediyor olabilirsiniz. Ama merak etmeyin o noktaya geleceğiz. Gündem hızla değişirken yüksek zamlara hiçbir reaksiyon göstermeyen halkımız market poşetlerinin 25 kuruştan satılması kararına büyük tepki veriyor. 1 Ocak itibarıyla ücretli hale gelen market poşetleri tüm sosyal medyada en önemli konuların başında yer alırken, ev halkı ise yeni stratejiler geliştirmekle meşgul. Kimisi alışverişi yaptıktan sonra poşeti fiş ile iade ediyor, kimisi ise el arabası ile alışveriş yapıp sosyal medyada paylaşıyor (benim gördüğüm en muazzam tepki 3 ekmek alan gencin poşet almayıp meyve reyonundaki poşetlerden alıp gitmesiydi ki kanunen meyve reyonundaki poşetler ücretsiz).

 

Yurt dışında doğayı koruma adı altında uygulanan proje ülkemizde pek de anlam ve önemini hissettirmediğini ya da mevcut hükümetin doğa ile çok barışık olmadığı düşünülerek inandırıcı bulunmadığını gözlemliyoruz. Bundaki en büyük etken ise 25 kuruşluk fiyatın 10 kuruşunun maliyet, 15 kuruşunun ise vergi olduğuna dair çıkan haberler. Peki, bir naylon poşet için neden bu kadar tantana çıkıyor? Çünkü naylon poşet halkımız için sadece naylon poşet değil. Çöp torbası, kusma torbası, buzdolabı poşeti, ürünlerin bayatlamasının önüne geçen çıt çıtlı poşet vb. birçok hizmeti tek başına hiçbir ücret talep etmeden karşılıyor (ya da siz cebinizden direk olarak para çıkmadığı için ücretsiz karşılandığını sanıyorsunuz, buna da değineceğiz). Bu gibi işlevsel özelliklerinin yanı sıra sınıfsal statü de sağlıyor. Mesela bir Migros poşeti ile BİM poşetinin aynı itibarı sağladığını kimse iddia edemez. Migros, Macro Center veya Carrefour poşeti taşıyanın iyi kazandığı, kaliteli ürünler tükettiği, başarılı bir insan olduğu izlenimini verir (yani zengin). Dikkat ederseniz bu marketlerin müdavimleri çıkan naylon poşet yasasına itiraz etmez. Çünkü çöp poşetini ayrı, buzdolabı poşetini ayrı olarak zaten alırlar. Tepkilerle daha çok BİM, Şok, A101 vb. marketlerin kullanıcılarında karşılaşırsınız (sosyal medyadan da görebilirsiniz).

 

Gelelim olayın reklamla ilgisine. İlk olarak marketler bugüne kadar yaptırdıkları ve dağıttıkları basılı materyalleri zaten reklam bütçesi dâhilinde fiyatlara yansıtıyorlardı. Yani aldığımız ürünlerin fiyatları içerisinde (fişte bir kalem olarak görmesek de) broşürlerin ve poşetlerin parasını ödüyorduk. Ayrıca sadece poşet diye adlandırılan şey hayat içerisinde yaşayan, devamlı irtibat kurulan bir reklam aracıdır. Üzerindeki market logosu ile dolaşarak (aslında bedava sandığınız poşet) ayaklı reklam tabelası olarak markete hizmet ediyoruz. Marka bilinirliğini artırıyor, insanların hafızasına kazınmasını sağlıyoruz. Normal şartlarda “ücretsiz” olarak bildiğimiz zaman poşet üzerindeki logoyu taşımak gayet doğaldı. Ancak şimdi para verdiğimiz üründe “Neden üzerine para vererek marketin reklamını yapayım ki?” sorusunu sormamız gerekir. Hiçbir marka gidip “Sizin kanalınıza reklam vereceğim ama bunun için bana para vermeniz lazım” diyebilir mi? Ya da alacağı cevap bizleri şaşırtır mı? Peki, neden para verdiğimiz poşetle marketin reklamını yapalım? Metro marketleri senelerdir poşetleri paralı satar. Poşetleri oldukça büyük ve sağlam olduğu gibi (işin bir de kalite noktası var esasında) en önemlisi logosuzdur. Çünkü etik olarak böyle olması gerekir. Devlet kanun çıkarırken poşetler parayla satılacak ama logosuz olacak deseydi bütün marketler kırmızı bayrak çekerdi. Bir market için en iyi reklam mecrası TV vb. kitle iletişim araçları değil, o basit naylon poşetlerdir. Yani “Market benden poşet için 25 kuruş istiyor ben de onun reklamını yapmak için 50 kuruş istiyorum o zaman” düz mantığı ne yazık ki doğrudur. Her zaman olduğu gibi bugün de devlet aldığı eksik kararla halkı mağdur etmiştir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>